Film Festivali 2015: Beş günün bilançosu

motivasyon

MOTİVASYON SIFIR

Festivalde izlenecek ilk film olması hasebiyle özel bir önemi vardı. Malum nasıl başlarsak öyle gider! Talya Lavie’nin ilk uzun metrajı, İsrail ordusunda görev yapan kadın askerler üzerine bir komedi. Filmin senaryosuna da imza atan Lavie, askerlik kurumunun dokusuyla kadın ruhu arasındaki tezatlıklar üzerinden ortaya çıkan komik anlara odaklıyor kamerasını. Erkeklerin (ya da erkekleşen kadınların) sürekli bir düşman ve savaş vurgusuyla ortada dolaştığı bir atmosferde kadınların daha çok kendi gündemlerine sadık kalmaları ve kafalarının kışlanın dışında olması ortaya eğlenceli görüntüler çıkartıyor. ‘Motivasyon Sıfır’, elinde fırsatlar varken İsrail’in aynı zamanda bir ‘Ordu devlet’ olduğu gerçeğine fazla vurgu yapmıyor belki ama kadınların doğaları gereği bu tür savaş aygıtlarının parçası olamayacaklarına dair bir dil tutturmayı başarıyor.

red-amnesia1

KIZIL AMNEZİ

‘Pekin Bisikleti’ ve ‘Şangay Düşleri’ gibi filmlerle tanıdığımız Wang Xiaoshuai, Çin rejimiyle derdinin olduğunu ufak ufak hissettiriyordu. ‘Kızıl Amnezi’, emekli ve dul bir kadın olan Deng’in günlük rutiniyle açılıyor. Ancak sessiz telefonlar, kapa önüne çöp dökmelerle başlayan gerilim; kökleri Çin’in yakın tarihine uzanan bir noktaya kadar varıyor. ‘Kızıl Amnezi’ ilk bir saatinde ‘vasat bir polisiye’ olarak kurduğu evrenini, son 45 dakikasına sığdırdığı politik gerilimiyle genişletmeyi başarıyor. Çin’de 60’lı yıllarda başlayan Kültür Devrimi’nin yarattığı tahribatların toplumda açtığı derin yaraları görmemize fırsat veren yapım, yine de vasatın üzerine çıkamıyor.

45yil

 45 YIL

Berlin Film Festivali’nin en çok konuşulan yapımları arasında yer alan filmin yönetmeni Andrew Haigh’ı ‘Hafta sonu’ filmiyle tanımıştık. Berlin’de iki oyuncusuna ödül getiren yapım, evliliklerinin 45. yılını kutlamaya hazırlanan bir çiftin gelen bir haberle sarsılan ilişkilerini anlatıyor. 45 yıl boyunca mutlu bir evliliği olduğunu düşünen Kate’in aslında başka birisinin gölgesinde yaşadığını düşünmeye başlaması geri dönüşü olmayan bir duruma da işaret ediyor. ’45 Yıl’ı izlerken, iki yıl öncesinin unutulmaz filmi ‘Gloria’ geldi aklıma. Tematik olarak birbirlerine benzemeseler de özelikle duygu olarak akraba olduklarını düşünüyorum. Ki, final sahnesinde bu duygu ortaklığının zirve yaptığını belirtmeden geçmeyelim. ’45 Yıl’, festivalin değil, yılın da en iyi yapımlarından birisi olarak anılacak gibi görünüyor. Özellikle Charlotte Rampling ve Tom Courtenay’in akıllara kazınan oyunculuklarıyla yıl boyunca çokça duyacağımız, vizyonda sırasını bekleyen bu yapımı mutlaka görünüz.

yolcu

YOLCU

Her ne kadar usta oyuncu Tommy Le Jones, 2005 tarihli ‘Üç Defin’ filmiyle yönetmenlik alanında da rüştünü ispatlamış olsa da ‘Yolcu’nun jeneriğinde yapımcı olarak Luc Besson’un adını görünce kıllanmamak mümkün değil. Zira kendisi son yıllarda neye eline atsa ortaya kötü bir iş çıkıyor. Neyse ki Besson bu kez Jones’un işine karışmamış görünüyor. ‘Yolcu’, bir tür western/yol filmi izleğini takip ediyor ama temel derdi Amerika’nın kuruluşuna dair bir şeyler söylemek. Özellikle, Hillary Swank’ın canlandırdığı Mary Bee karakterinin hem ABD’nin kuruluş mitolojilerinin karşılık bulması hem de feminizm işlevi açısından filmin yükünü taşıdığını söylemek gerekiyor. Jones’ın yönetmenlik mahareti açısından çıtayı bir üst noktaya koyduğunu belirtmeden geçmeyelim. Ama ‘Yolcu’ bir noktadan sonra feminist izleğini bırakıyor ve ‘vicdanlı erkek’ hikâyesine dönüşüyor ki bu da defalarca gördüğümüz bir tekrardan başka bir şey değil. Öte yandan film boyunca Marry Bee’nin ‘çirkin’ olduğuna dair yapılan vurgu ile Hillary Swank arasında da uyumsuzluk olduğunu belirtmekte yarar var. Swank filmdeki haliyle bile gayet çekici bir kadın. Erkeklerin ona dair çekincelerinin kaynağı güçlü ve ayakta kalmaya çalışan bir kadın olmasıysa, bu vurgunun ‘çirkin’ olmasına yapılandan çok daha az (hatta yok denecek kadar) olduğunu belirtmek gerek.

postaci

POSTACININ BEYAZ GECELERİ

Kariyerine Rusya’da başlayıp 80’li yıllarda başta ABD olmak üzere dünyanın birçok ülkede filmler çeken, oyunlar sahneye koyan Andrey Konchalovskiy, farklı disiplinlerde işler yapmayı seven bir yönetmen. ‘Tango ve Cash’ gibi bir filmi var örneğin! Yönetmenin anavatanı Rusya’da çektiği son filmi ‘Postacının Beyaz Geceleri’, ülkenin kuzeyindeki bir göl kıyısında yaşayan köylülere dair. Kendi ülkesinin sinemasına bu kadar uzak kalıp aynı dili yakalamayı başarmak için Konchalovskiy gibi usta bir yönetmen olmak gerekiyor belli ki. Köylülerin postalarını, emekli maaşlarını getiren, yalnızlıktan mustarip Lyokha’yı takip eden film, varlıkla-hiçlik arasındaki küçücük dallara tutunan ve birbirlerinden başka bir şeyleri olmayan insanlara dair mütevazı bir film. Her şeyin yolundaymış gibi gittiği ama ‘tuhaf’ bir huzursuzluğun hüküm sürdüğü Sovyetler sonrası Rusya’sına dair samimi bir okuma.

hitler1

HİTLER’E SUİKAST

Oliver Hirschbiegel’in Nazi faşizmiyle ilgili dertleri olduğu çok açık. İlk filmi ‘Deney’den sonra çektiği ‘Çöküş’ kendisine uluslararası bir başarı getirdi. Amerika’daki hayal kırıklığından sonra yeniden memleketi Almanya’ya dönüp, bildiği işi yani faşizmi anlamaya çalışıyor bir kez daha. Bu sefer, sıradan bir işçi olan Georg Elser’in 1939 yılında kendi başına gerçekleştirdiği ve Hitler’in 13 dakika ile kurtulduğu suikast girişimini ele alıyor. Oliver Hirschbiegel, meseleyi ‘insan doğasıyla’ bağladığını ‘Deney’ ile açık etmişti zaten. Bütün siyasal arka planına rağmen temelde ‘Çöküş’ de bu teze sadık sayılırdı. ‘Hitler’e Suikast’ de bu tespite sadık. Kötülüğü biraz da insanın iç dünyasına, iktidar ve üstünlük kurma eğilimine bağlarken, iyiliğin de sadece iyi olmakla açıklanabileceğini söylüyor sanki. İki tespitin de haklılık payları var ama bu tür yorumlar meseleyi siyasal ve sınıfsal bir düzlemden çıkartıp ‘doğa’ya indirgediği için aynı zamanda meşrulaştırıyor. Bunun filmin politik arka planını akamete uğrattığını ve gücünü azalttığını belirtmek gerekiyor.

Reklamlar

About Şenay Aydemir

1997 yılından bu yana gazetecilik yapıyor. Evrensel, Referans, Radikal gazetelerinde çalıştı. Altyazı, Milliyet Sanat, Evrensel Kültür başta olmak üzere bir çok dergide yazıları yayımlandı. Bu blog öncelik sinemada olmak üzere, dünya meseleleri üzerine kalem oynatmak amacıyla açılmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: