Archive | Şubat 2015

Ağaoğlu neden ‘K.O.Z’da yok!

kozz

Başta İstanbul olmak üzere memlekette bulduğu her yere bina dikmeyi marifet sayan ve bunu da ‘Yaşam Mimarı’ sloganıyla paketleyen Ağaoğlu bir süredir şirketinin reklamlarında ‘bizzat’ kendisi rol alıyor.

Çünkü bu bir ‘iletişim’ dili. Tıpkı Cumhurbaşkanı’nın yasa ve kanunların ötesinde kimi meselelerde bizzat kendisini ‘güvence’ olarak sunması gibi Ağaoğlu da müşterilerinin karşısına çıkarak kendisini teminat gösteriyor. Bunun alıcısı da var belli ki. Ama meselemiz bu değil.

Ağaoğlu’nun rol aldığı son reklam filminin konseptinin ‘ulusa sesleniş’ programlarıyla benzerliği dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Bunun yukarıda bahsettiğim ‘iletişim dili’nin kullanılmasıyla dolaysız bir bağlantısı var. Fakat ironik bir tarafı da var aslında. Tıpkı iktidardakiler gibi ‘ulusa seslenen’ Ağaoğlu bizlere, iktidarın arkasındaki gerçek gücün, koltuğun esas sahibinin kim olduğunu göstermek istiyor adeta. Her ulusa seslenişte gördüğümüz suretin arkasında hangi gücün olduğunu, sırtını nereye dayadığını bize anlatıyor bu reklam.

Ağaoğlu’na cumhurbaşkanını, başbakanı taklit etme cesaretini veren şey de tam olarak bu. Yani aslında o koltuğun kendisi ve kendisi gibiler tarafından konulduğunu biliyor. Bugün sahip oldukları sermaye gücünün oluşmasında koltukta oturanlardan büyük destek gördükleri bir gerçek ama onların o koltukta oturmaya devam etmelerinde kendisi gibi olanların payının olduğunu biliyor. Bu özgüvenle ulusa seslenecek cesareti buluyor.

Meseleye iktidar/sermaye ilişkisi üzerinden girmemizin bir nedeni var. Büyük tantanalarla vizyona giren ama ilk hafta sonunda seyirci tarafından çok yüz verilmeyince bazı sinemalarda bedava gösterilmeye başlanan ‘Kod Adı K.O.Z’ isimli filmin de aslında benzer bir teması var. Film birçok açıdan masaya yatırıldı. Zaten ortada sinema adına hiçbir şey yok. Ortalama bir dizi kurgusu aramak da yersiz. Senaryodan ziyade birbiri ardına gelen skeçler izliyor. Her şey kör gözüm parmağına. Türün olmazsa olmazı entrika ve merak daha beşinci dakikada işlevini yitiriyor. Filme dair çok şey sayılabilir.

Ama ‘Kod Adı K.O.Z’un söylediklerine bakarak, söyleyenlerin niyetini de anlayabiliriz pekala. Meselenin kendince polisiye bir kurguyla AKP-Cemaat çatışmasını anlatması; AKP’nin ve dönemin başbakanının vatanseverliğine karşı, Cemaatin yabancılarla işbirliği yaparak vatanı satması gibi klişeler bir yana; bu klişelerin gösterdiği bir şey var. O da meselenin tamamen ‘duygusal’ olduğu.

Film boyunca izlediğimiz şey ülke ekonomisini kimin hükmedeceği; ekonomi üzerinde kimin borusunun öteceğine dair bir savaş. Filmde cemaatin Borsa’yı kontrol etme çabasını, şirketlerinin değerlerinin yükselmesi için yapılan manipülasyonları görüyoruz, Ortadoğu’daki kaynakların yabancı ülkelere peşkeş çekilmesi için işbirliği yaptıklarını izliyoruz vs.

Film, ‘şecaat arz ederken sirkatin söylemek’ değiminde olduğu gibi; hikayesindeki iktidarı ve başbakanı överken aslında meselenin tamamen ekonomik olduğunu; borsaya, şirketlere, Ortadoğu’daki kaynakları kimin hakim olacağı, bu kaynakları kimin sömüreceği savaşının da döndüğünü anlatıyor bizlere.

Sonuçta filmi yapanların derdinin sinema olmadığını; hak, hukuk, adalet gibi dertler de taşımadıklarını biliyoruz. Filmin asıl derdi ortaya çıkan politik/kültürel iklimden nemalanarak güzel para kazanmaktı belli ki. Kafa sinemaya ya da sinema aracılığıyla memleket meselelerine dikkat çekmeye çalışmayınca, hikayede en bildikleri yerden kuruluyor: Parayı biz mi kontrol edeceğiz yoksa onlar mı?

Benim anlamadığım, bütün koşullar bu kadar müsaitken Ali Ağaoğlu’na neden uygun bir rol verilmediği!

Oysa hikâye tam onun kalemi!