Dünya Kupası’na dair hatırladığım ilk maç, 1982’de Maradona’nın Brezilya maçında Joao Batista da Silva’ya unutulmaz tekmeyi atıp kırmızı kart gördüğü maçtı. Bu kırmızı kartın ve Maradona’nın savunulacak bir tarafı yok hiç kuşku yok ki. Ama nedendir bilinmez Zidane, 2006’da Materazzi’ye kafa attığında bu sahne aklıma gelmişti. Çok sonraları Maradona’nın o hareketi yapmasına neden olan olaylar dizisini gördüğümde durumu kavramıştım. Bütün turnuva boyunca topu ayağına her aldığında yere indiriliyordu. Batista’ya yaptığı hareket bütün bunlara bir isyandı belli ki. ‘Tanrının Eli’ dört yıl sonra bu tür hareketlere nasıl tepki göstermesi gerektiğini en iyi İngiltere maçında bizlere göstermişti: Futbolla! Yıllar önce Maradona ile ilgili bir filmin basın gösteriminden sonra bir televizyon kanalı filmi nasıl bulduğumu sormuştu. O zaman “Bu gözler 1986’da Maradona’yı canlı izledi. Şimdi sinemada ne yapsanız boş” şeklinde bir cevap vermiştim. O maçı ve o anı saniye saniye hatırımda tutarım. 86’nın final maçında Almanların 2-0’dan geri dönüp maçı 2-2’ye getirişinin yarattığı tedirginlik hala üzerimdedir. Ama işte Almanların ağır markajına rağmen maçın son dakikalarında beş Alman futbolcunun arasından Burruchaga’ya çıkardığı o olağanüstü pas bütün esmer tenli kavrukların koltuklarından fırlamasına neden olmuştu. Tamam, Arjantin 1990’da iyi futbol oynamıyordu. Almanlar daha iyiydi ama o finalin hakkı öyle bir penaltıyla kaybetmek değildi. Şöyle düşünün; 1990’da Almanya kaybetseydi ve Klinsmann gözyaşlarını tutamasaydı bunu kim hatırlardı. Oysa Maradona’nın gözyaşları bütün dünya kupası kliplerinin başköşesinde durur. Hem 1986’daki hem de 1990’daki… Neden mi Arjantin? Futbol ‘efsaneler’le tarihe mal olur da ondan. 1990 finalinde Almanların nasıl sevindiğini hatırlayan kaç kişi var. “Kaybetmek daha dramatiktir. O yüzden akıllarda Maradona kaldı” diyorsanız, 1986’yı hatırlatırım. O finalden Almanların üzüntüsüne dair bir an var mı aklınızda? Yine başta Maradona olmak üzere Arjantinlilerin sevinçlerini hatırlıyoruz. Futbolu biz niye seviyoruz? Kısa boylu, kavruk çocukların yüzü suyu hürmetine değil mi? Zidane’a kafa attıran şeyin bir ‘Fransız centilmeni’nden ziyade Cezayir köklerine dair öfke olduğunu biliyoruz çünkü içten içe. Messi’nin dramatik çocukluk hikâyelerine girmeyeceğim bile. Futbolla ilgili olan herkes biliyor. Ama bu güzel oyununun bize sunduğu bu en son mucizenin futbol tahtının zirvesine oturması ve ‘tanrılar’ katına yükselmesi, bu dünya kupasını izleyen çocuklar için unutulmaz bir hikâye değil mi? Geçen gün evin yanındaki okulun bahçesinde mahallenin çocuklarını top oynarken seyrettim biraz. Yarısı Messi, kalanların yarısı Neymar, bir kaçı James Rodriguez ve ilginçtir turnuvada olmamasına rağmen birisi de Ribery olmayı tercih etmişti. Siz hiç sokaklarda “Müller, Müller, Müller ve goooooool” diye futbol oynayan bir çocuk gördünüz mü?